Kadıköy'de milli heyecan: Milli Takım Belçika karşısında #Turkla.com# Ermeni medyasının ilginç iddiası: Türkiye Akdamar’da ayini erteleyecek! #Turkla.com# Obama, 50 milyar dolara işsizlikten çıkış yolu inşa edecek! #Turkla.com# Gebelik sorunlarına çözüm yumurtada gizli #Turkla.com# 'Bedelli askerlikte hiç ümit yok' #Turkla.com# Türkiye'nin elektriği bu ay AB'ye girecek! #Turkla.com# U2, İstanbul'a unutulmaz bir gece yaşattı #Turkla.com# Anayasa oylamasına sayılı günler kala MHP'de ''Evet'' sesleri #Turkla.com# Askerlikten af teklifi mecliste #Turkla.com# New York’un ilk Ramazan davulcusu iş başında! #Turkla.com#
Başyazı
VAN REBELLION BY ARMENIANS: IT WAS THE 9/11 FOR THE OTTOMAN EMPIRE.

article thumbnail

VAN REBELLION BY ARMENIANS: IT WAS THE EQUIVALENT THE 9/11 FOR THE OTTOMAN EMPIRE Why is it that the Muslim victims at the hands of Armenian nationalists during WWI is almost [ ... ]


Reklam
 
 
Reklam
 
 
Los Angeles Gezi Rehberi

Gazeteler
 
 
Reklam
 
 
Lezzet Köşesi
MERCİMEKLİ KISIR



Yeniden merhaba bu sefer sizlerle yine güzel bir lezzeti daha paylaşacağız. Eminim bu tarifi hepiniz zaten biliyorsunuzdur ama ben malzemelerin içerisine tadını daha da l  [ ... ]


Yazarlar
Doviz Kurlari

Döviz

Alış Satış
Dolar $1.49361.5008
Euro €1.92521.9345
 

GEÇM???N? UNUTMAYAN ASLINI Y?T?RMEYEN KENT KULA

Dogan ULKEKUL info@doganulkekul.com

Zaman mı diyelim, teknoloji mi diyelim, turizm mi diyelim, ne dersek diyelim birşeyleri alıp götürüyorlar içimizden, aramızdan, gönlümüzden. Bakıyorsunuz bir zamanlar tarihin ve güzelliklerin gözbebeği olan bir kent, bütün benliğini kaybedip yokolmuş. Sokaklar, caddeler, onların isimleri, özellikleri güzellikleri gitmiş; onların yerine turistin iligisini ve parasını çeken öğeler gelmiş oturmuş bir zamanlar başımızı koyduğumuz yerlere.Ne tarihi bir özelliği kalmış, ne de tabii güzelliği. O yörenin yemekleri gitmiş, yerine turistin yiyebileceği yemekler, kebaplar, tatlılar gelmiş. Nerde senin patlıcan köften diye sorduğunda karşına çıkan sadece mangal köftesi olmuş.

Ama, Anadolu’da tarihini; güzelliğini, asırlardır o topraklarda yaşayan örf ve adetlerini; halısını, kilimini, leblebisini; hatta hatta çocukluğunuzu ve anılarınızı kaybetmeyen bir kent hala var Türkiyemizde: KULA.

Dostum ve çok değerli arkadaşım Emekli Hakim Sayın Nadir Yağlı’nın kaleme aldığı ve ÇEKÜL Dergisi’nin çıkardığı Tarihi Kentler Birliği Dergisi’nde yayımlanan tarihi ve bugünkü kent yerleşim gerçeklerini anlatan aşağıdaki yazıda, KULA’yı yakından tanıyacak ve görmeseniz bile çoook seveceksiniz.

Sayın Nadir Yağlı, bitin KULAlılar adına bizi oraya çağırıyor, davet ediyor. Türkiye’ye gittiğimizde, bir kaçamak yapıp uğrar mıyız oraya ne dersiniz. Ben inşallah yapacağım.

Saygı ve sevgilerle, sizi Sayın Nadir Yağlı, KULA ve güzide Kula Halkı ile başbaşa bırakıyorum. Esen Kalın.

TARİHİ KENT KULA

Yanık Taşlar Ülkesi Kula. Germiyan Oğullarının başkenti. Geleneksel mimarinin özgün ve zengin örneklerini sosyal yapı ile birlikte yaşatan çok sayıda kayda alınmış “koruma altında !” tarihi yapı.

Kula’yı, İzmir’den Ankara’ya giderken 140. Kilometrede Kavacık sırtlarından göreceksiniz. Kızıl kiremitler ve aralarından sivrilen çok sayıda minareler. Şehir bir yandan yanardağ püskürüklerine, yanık taşlara sokulmuş, bir yanını Karayoluna dayamış. Burayı gezmeden yola devam ederseniz Türkiye’nin, yaşayan önemli tarihi kentlerinden birini tanıma fırsatını da ertelemiş belki de kaçırmış olacaksınız. Kula tarihi ile yaşayan bir kenttir. Müze şehir değildir. Bu evler bir kasaba halkını halen bağrında yaşatmaktadır.

Girişteki alelade yeni yapılaşmaları görüp, “burası mı tarihi kent, bu sıradanlığı mı görmeye çağırdınız” diyerek canınızı sıkmayın. Şimdilerde, bütün kentlerimiz ayni derdin acısında. Biraz daha içerilere girmenizi istiyorum. Selçuklulardan kalma Kurşunlu Camiye kadar gelin. Arabanız varsa park etmek gibi bir sorununuz olmayacaktır. Buradan sonra yaşlı, güngörmüş evler başlayacak. Sokak aralarından devam ediniz. Sizi gezdirecek gönüllü birilerini bulmanız çok kolay.

Arnavut kaldırımlı, daracık, kıvrım çevrim sokaklara sıralanmış, yaşlılık yalnızlığı çeken ağırbaşlı biraz da küskün eski tarihi evlerin arasında gezip fotoğraflar alabilirsiniz. İnsan ayağının aşındırdığı taş basamaklara oturun bakalım. Bakın size neler anlatacaklardır:

Çoğu ilk sahiplerini kaybetmenin şaşkınlığını üzerinde taşıyor. İlk sahiplerinin dört-beş kuşak sonrası torunları şimdi Yeni Kula’ya apartmanlara taşınmışlar. Dedelerinin büyüdüğü sokağı merak etmeyen vefasız çocukları, takıp takıştıran gelinleri, motor tepesindeki hoyrat gençleri anlatacaklardır. Ara sıra gönül almaya bile gelmiyorlarmış. Beş yüz metre öteye göç eden bu kuşak Büyük dedelerin, ebelerin mezarına bayram arifelerinde giderlermiş, ama doğdukları evi pek bilmezlermiş. Bunların birçoğu sık sık manevi değerlere bağlılıklarından da söz ederlermiş. Bu kadarcık çekiştirme dedi kodu sayılmaz ki canım. Sizden laf çıkmayacağını da biliyorlar da o yüzden anlatıyorlar bunları. Siz yine de, hüznünüzü, acıma duygularınızı belli etmemeye bakın. Çünkü onlar geçmişte kıskanıldılar. Onlara acıdığınızı anlamasınlar. Yakın geçmişin mağrur ve bakımlı güzelleri bunlar. Her sene çatıdan tabana bakımları yapılırdı. Şimdi yaşlandılar. Sağlıklarına özen gösterilirse, kent girişindeki yeni beton yapılardan daha dayanıklı olduklarını iddia ediyorlar.

Köyden, ineği koyunu ile inen çok çocuklu, kalabalık yeni sahiplerine alışmaya çalışanları da var. Bu evler; tüccar, esnaf, zanaatkâr veya maaşlı yahut ücretli hane halkına konaklık etmişti. Çiftçi bir aileyi barındıracakları hiç akıllarına gelmemişti. En fazla avludaki dama bir at, bir iki kurbanlık koyun bağlanırdı. Ahır yok samanlık da yok. Bu kadar koyun-keçi, bunca inek, nerede bakılacak. Avluda ne ağaç kalacak ne çiçek. Zaten şimdiden dört basamaklı giriş merdivenindeki fesleğenler halledildi. En çok da çardaktaki üzümlere acıyor. Bu yeni sahipler, kırılan, akan yerleri de bilemiyorlar. Bilseler de pek aldırış etmiyorlar. Çoğunun da ekonomileri bunları bakıp kollamaya yeterli değil. Aman yine de kulaklarına gitmesin.

Karşı çaprazdaki ev, yeni sahiplerine katlanmaya çalışanlardan bir başkası. Ahşap avlu kapı sökülüp yerine traktörün kasası ile girebileceği daha büyük, demirden tekerlikli sürgülü bir demir kapı yapılmış. Alışamadığı bir metal gürültü ile açılıp kapanıyor. Kapı aralanınca küçük çıngırak ses vermiyor. Avluya briketten büyük bir ahır ve samanlık yapmışlar. Tarihi kuyu samanlığın altında kalmış. Yalağını ve makarasını bir kenara atıvermişler. Zaten artık odalarında yatıp kalktıkları da yok. Evin eski öte-berilerini rasgele ortalığa atıvermişler. Her şey toz toprak içinde. mahelle kedilerinin uğrak yeri olmuş. Sokağa bakan büyük demir kapının hemen solunda delikli tuğladan yaptıkları yeni evi (!) kullanıyorlar. Saçak altlarına yuva kuran kırlangıçlar her bahar gelip, yavrularını yine burada büyütüyorlar. Ama leyleklerin bacası yıkılmış. Onları kaç bahar oldu artık görünmüyorlar. En kötü son. KUMA. (Kuma, avluya tuğla ve delikli kırmızı tuğladan örülen , tavanı-tabanı beton, izinsiz, kimliksiz ilave rasgele kondular. Kuma benim yakıştırmam.) Kumaya katlanamayıp yıkılanlarını biliyorum. Görmedim ama bunu bana karşı komşu ahşap, kuzulu büyük kapı anlattı. Yandaki yıkık bunlardan bir başka şahit. Ama avludaki kuma yıkığın arasında yaşıyor. İnleyen viraneye nanik ediyor. Güzelliğin onparetmez, artık sevenlerin kalmadı. Devir briket, beton, plastik devri.

Şimdi önünde durduğunuz yapı ….zadeler evi. Soba boruları camlardan sokağa uzanıyor. Borudan sızan yağlı is dış boyayı bozmuş. Burayı bir demirci kullanıyor, ineği koyunu yok. Beterini biraz önce görmüştünüz. Bunun asil evin asıl sıkıntısı, yanına yedi sene evvel dikilen üç katlı, önceki komşusuna benzemeyen yeni beton bina (!) Bunun ne avlusu var, ne hayatı, ne cumbası. Demir saç kapıları, özensiz pencereleri, balkonları canını sıkıyor. Eski komşuyu, günahı boynuna sahipleri, bu üç katlı evi yapmak için yakmışlar. O gece çok korkmuş. Komşusu yanarken çok acı çekmiş, biraz da ilenmiş. Kaç usta kaç kalfanın emeklerinin ürünü oymalı ahşap kilerleri, davlumbazları, tavan göbekleri, kapı kanatları, merdiven korkulukları, yüklükleri, rafları, yanarken görmek yürekleri parçalamış. Bizimki, itfaiye son anda yetmişmiş de kurtulmuş. Alnında hala yanık karaları var.

İlk sahiplerin torunlarının yaşadığı ve koruduğu yüzlerce talihli evi görmeden, anmadan geçersek haksızlık olur. Geride kalan canlılık onların sayesinde devam ediyor. Biz size asıl onlardan söz ediyoruz. Bir geçmişi yakıp yıkanlara övgü düzecek değiliz.

Bu gezinti size çok şey hatırlattı, geçmişe yolculuk ettiniz. Çocukluğunuzun bayram yerlerini, sapanla kuş vurduğunuz cami avlularını, müezzini atlatarak şerefesine çıktığınız minareleri, aralarında saklambaç, körebe oynadığınız yıkıkları, dokuz kiremit oynadığınız arsaları, yalağında kâğıttan kayıklar yüzdürdüğünüz çeşmeleri, kiraz, erik, zerdali çaldığınız bahçeleri, dallarında salıncak kurduğunuz köşedeki dut ağacını hatırladınız. Siz buralı değilsiniz ama burada sizden de çok şey var. Size biraz da kaybettiklerinizi, unuttuklarınızı yaşattık. Uzaklara çok uzaklara dalıp gittiniz, hatıralarla sohbete daldınız.

Şimdi sıra tarihi çarşıda. Sayıları az da olsa, dededen kalma usullerle demir döven demircilere, nalbantlara, semercilere, keçecilere, leblebicilere, helvacılara rast geleceksiniz. Bu zanaatkârların çoğunun dedeleri, büyük dedeleri lonca teşkilatındandı. Demirciler Arastası, Bakırcılar Arastası, Ekin Loncası hala duruyor. Ekin Loncasının olduğu yere Belediye yıllar önce bu güzelliğe yakışmayan derme çatma dükkânlar yaptı. Ama şimdi bile ayni adla anılır. Hiç olmazsa adı kaldı. Hasır Pazarı park oldu. Ama bu ismi çağrıştıran bir park değil tabi. Kayıtlara göre yedi han var. Bunlardan yıkıntı halinde yalnız Şapçı Hanı duruyor. Diğerleri belediyenin yaptıklarına benzer dükkân yahut pasaj oldu.

Sizi bu kente turizm amacıyla değil, tanımanız için çağırdım. Derdimiz üzerinizden para kazanmak falan değil. Halı, kilim, battaniye, leblebi satın alın demiyoruz. Onun için otelden, güveçten, tandırdan, etli pideden, lahmacundan, dolma-sarmadan söz etmedik. Onlar her yerde var. Onları her yerde satın almak mümkün. Ama bizde çocukluğunuz, hatıralarınız saklı. Artık on-onbeş sene sonra geldiğimiz bir yerin sokağını caddesini yerinde bulamıyoruz. Ama Kula’da bunlar var. Burada hafızanızı tazeleyeceksiniz. Çocukluğunuza girebileceğiniz mekânlara davet ediyoruz.

Turizme açıldı denilen yerlere acıyoruz. Oraların dağlarını taşlarını kemirdiler, şimdi de parça parça ediyorlar. Her şeyi paraya tahvil ettiler. Kula öyle bir patlama çatlama yaşamak istemiyor. Sonra bu patlamaların kimlere yaradığını son elli yılda birlikte gördük. Patlarken zarafetinizi ve güzelliğinizi kaybediyorsunuz. İnciniyorsunuz. “ Sefil doyumsuzluk ve kirli nazardan” Kula’yı korumak boynumuzun borcu.

Geldiniz, bakın ne iyi oldu. Yakın geçmişi yaşamak için buradan uygun yer olamazdı. İnsan tanıdıkça seviyor. Sevdikçe de hevesleniyor, coşuyor. Taş basamaklardan birine oturup dinleniyorsunuz. Gün ortası, ama Haziran sıcağından rahatsız değilsiniz. Sokaklar serinlik üflüyor.

“Şehrin uğultusundan usanmış ruhunuza taze bir heyecan” geldi değil mi? .

Burayı üniversiteler, sanat tarihçileri, az sayıda hevesli zaten biliyor. Kiminin işi kiminin sevdası. Kiminin hem işi hem sevdası. En önemlisi sizin görmeniz, ilgilenmeniz. Belki de sevdalanırsınız. Gelin, gezin, anlamaya hatırlamaya yaşamaya çalışın. “Gidilip gelinmeyen köy bizim değildir.” Ortaklaşa coşku ve sevgi çoğaldıkça yaşamın birçok alanında daha çabuk, daha sevinçli buluşacağız.

Tarihi mekânları gezdiniz. Biraz içiniz burkuldu. Mahcup bir huzur duydunuz. Soylu, güzel fakat bakımsız şehirdeki evlerin dertlerini dinlediniz. Keşke daha iyi korunmuş olsalardı diyorsunuz. Ne yapalım, elde bu kadarcığı kaldı.

Haklısınız. Görümlüğe doyumluk olmaz. Artık Kula’dan ayrılıyorsunuz. Otomobille Ankara yönüne on dakika kadar süren bir gidişten sonra karayolunun 200 metre kadar sol tarafında çoğu yönünü yola çevirmiş peribacaları sizi uğurlayacaktır. Kapadokya’dakiler kadar cüsseli, tanıdık değiller ama zarif ve utangaçlar. Ne de olsa yabancılara yeni yeni görünüyorlar.

Yine geleceğinizi biliyorum. Tanışığız artık. Yolunuz açık olsun.

Nadir Yağlı

09/08/07
Google Bookmarka Ekle Facebook'ta Paylas Digg Profiline Ekle del.icio.us Profiline Ekle


              

Bu Makale ile ilgili yorumlar:
Ünata AKKOYUNLU
* Sn:Ülkekul Rıza Polat AKKOYUNLU'nun oğlu olarak gayretinize teşekkür ediyorum görüşmek için tel no:0506-472-85-38---02242396496 Email:yesilyaylaotel@hotmail.com
____________________

Erkeye Ne oldu acaba
* Türkiye'nin bayrama ve yılbaşına mutsuz girmesini sağlayan haber Erke'den geldi. Geçen yıl kasım ayında 'hiç bir yakıt tüketmeden' enerji üreten bir alet olduğu açıklanan Erke, yani pozitif bilimlerin henüz 'aklının ermediği' Türk icadı 'dönergeç' 2007'ye yetişmiyor.

Emekli paşaların, genelkurmay başkanlarının tam kadro katıldığı ihtişamlı bir basın toplantısıyla 'ne olduğu anlatılmadan' kamuoyunun karşısına çıkarılan Erke söylenildiği gibi bu yıl 'insanlığın yararına' sunulamayacak. Erke Erke Araştırmaları ve Mühendislik A.Ş.'nin yönetim kurulu adına şirket danışmanı emekli Tümgeneral Çetin Uğural'ın 'yakıt gerektirmeyen bir kuvvet makinesi' diye tanıttığı icat için biraz daha beklemek gerekiyor.

10 Kasım'da 1.5 milyon dolar Geçen yıl Cumhuriyet Bayramı'nın kutlandığı 29 Ekim'de Türkiye, farklı bir reklam kampanyasıyla tanıştı. Gazete ve televizyonlarda yayımlanan reklamda yalnızca 'Erke... Bilimsel Düşüncenin Gücü' sloganı vardı. 10 Kasım'da da gazetelerde tam sayfa Atatürk'lü bir ilan yayımlanınca, Erke'nin Atatürkçü toplumsal bir hareket olabileceği üzerinde duruldu. Hatta yeni bir asker partisi olduğu bile söylendi. Tam sayfa gazete ilanlarıyla ortaya çıkan ve reklama en az 1.5 milyon dolar harcayan Erke için Genelkurmay Başkanlığı sitesinde yaptığı açıklamada, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin konu hakkında ne bilgisi ne de ilgisi bulunmaktadır" denildi.

'Gece 24.00'e kadar süre vermişti Uğural paşa, 21 Kasım 2006'da yapılan toplantıda, hakkında hiçbir bilimsel detay vermeden, sır gibi saklanan 'Erke dönergeci'nin seri üretimine 2007 yılı içinde geçileceğini gerekli altyapı ve teknik konuların tamamlandığını hatta, patent başvurularının bile yapıldığını söylemişti. Daha sonra yapılan açıklamalarda şirketin patent başvurusunun tamamlandığı öğrenilmişti. Çetin Uğural, gazetecilerin ısrarlı soruları üzerine, 'Erke'nin 2007 yılı içinde mutlaka piyasada olacağını süre olarak da; yılın son günü olan 31 Aralık gece saat 24.00'e kadar zamanları olduğunu söylemişti
____________________

rasit
* bana yardim edebilirmisiniz acaba para konusunda bana biraz para gunderebilirmisin anem icin ve babam icin anem hasta babamda sakat ne olur bana yardim et lutfen su ramazan gunlerinde bana yardim et ne olur lutfen? msn adresim rusan_m@hotmail.com
____________________



Yazarimizin Diger Yazilari
SUYUN SIRRI 08/01/07
S?YLEÞÝ 05/08/06
ATT?LA ?LHAN 11/10/05
?A?R OLMAK 23/01/05
KAHVE 01/12/04
Y?T?K MARTILAR 17/09/04 17:13
DOSTLAR 11/03/04 22:45
DOSTLAR 11/03/04
???R ve ?NSAN 21/02/04 13:11
???RLERDEN ?ARKILARA 07/01/04 13:24
SEN? DÜ?ÜNMEK 07/01/04 13:21